7/31/2007

Surpriseeee

Let's see if you could remember this photo from my trip to DC. One of the decoration blog was nice enough to share it with her readers. To see the original posting click click
Bakalim Washington D.C,'de cektigim fotografi hatirlayacakmisiniz? Gecenlerde benim severek takip ettigim bir dekorasyon blogu, kendi okuyuculari ile paylasti . Orijinal postu gormek icin tik tik

7/29/2007

Thanks from the bottom of my heart!

For my family; being always there for me! I am so lucky to have you in my life.

Canlarim iyi ki varsiniz!! Sizsiz hayat nasil olurdu bilmiyorum… Ozi’min telefon mesaji bugune kadar aldigim en guzel mesajdi… 21 gun saklama hakkim varmis, 21 gun sonra bir tane isteyecegim sanirim.


For Semra & Jale & Tulay & Funda for sleepover party (You guys rock!).

For Nadin, Ani for your frantic calls, text messages, making sure I am ok, but I am…really! :-)

For Angela & Hila & Julia, Deirdre wonderful flowers, gifts, bday cards (my apartment looks like a florist store and they smell so beautiful, see above)

For Serap, Fatma, Gulden, Gonca my greengirls… thanks for the voicemails, I will get back to you all , promise!

For Jairo, Jayson, Turgay, Cenk, Kieren ; we’ll have drink guys when I feel much better, oki??

For Ozlem, Selcuk, Nazan, Berty, Fabio, Marta, Anna, Jodi, Krino, Mellissa; thanks for leaving voice messages and reminding that I am getting older J)) but it is not the quantity but the quality of the years that counts, right??

For my co-workers, thanks again for arranging the surprise party . Even though I could not eat the cupcakes, they looked awesome.. I promise I will be more sugar-tolerant next time!!!!

For NYM blog readers, Hande, Ekmekcikiz, Circirbocegi, Dilayra, Café N, Social Butterfly, B5,Bezen Hindistan, Infidel, Ozgul, Princess thanks for wonderful wishes and being a supporter of this blog!

and this is my way of saying "Thank you", sharing my photos and my favourite turkish poems:


On Living
by Nazim Hikmet
Translated by Mutlu Konuk and Randy Blasing

I


Living is no laughing matter:
you must live with great seriousness
like a squirrel, for example--
I mean without looking for something beyond and above living,
I mean living must be your whole occupation.
Living is no laughing matter:
you must take it seriously,
so much so and to such a degree
that, for example, your hands tied behind your back,
your back to the wall,
or else in a laboratory
in your white coat and safety glasses,
you can die for people--
even for people whose faces you've never seen,
even though you know living
is the most real, the most beautiful thing.
I mean, you must take living so seriously
that even at seventy, for example, you'll plant olive trees--
and not for your children, either,
but because although you fear death you don't believe it,
because living, I mean, weighs heavier.


II



Let's say we're seriously ill, need surgery--
which is to say we might not get up
from the white table.
Even though it's impossible not to feel sad
about going a little too soon,
we'll still laugh at the jokes being told,
we'll look out the window to see if it's raining,
or still wait anxiously
for the latest newscast. . .
Let's say we're at the front--
for something worth fighting for, say.
There, in the first offensive, on that very day,
we might fall on our face, dead.
We'll know this with a curious anger,
but we'll still worry ourselves to death
about the outcome of the war, which could last years.
Let's say we're in prison
and close to fifty,
and we have eighteen more years, say,
before the iron doors will open.
We'll still live with the outside,
with its people and animals, struggle and wind--
I mean with the outside beyond the walls.
I mean, however and wherever we are,
we must live as if we will never die.


III



This earth will grow cold,
a star among stars
and one of the smallest,
a gilded mote on blue velvet--
I mean this, our great earth.
This earth will grow cold one day,
not like a block of ice
or a dead cloud even
but like an empty walnut it will roll along
in pitch-black space . . .
You must grieve for this right now
--you have to feel this sorrow now--
for the world must be loved this much
if you're going to say "I lived". . .




From Poems of Nazim Hikmet, translated by Randy Blasing and Mutlu Konuk, published by Persea Books. Copyright © 1994 by Randy Blasing and Mutlu Konuk. Used with the permission of Persea Books. All rights reserved.


YAŞAMAYA DAİR
1
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
1947
2
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
1948
3
Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...


Nazım HİKMET

7/27/2007

Today is my birthday! Bugun benim dogumgunum!


""Bundan 20 yıl sonra yapmadığın şeyler seni yaptıklarına nazaran daha çok üzecek.
O yüzden çöz halatları.
Güvenli limanlardan uzaklara yelken aç.
Rüzgarları yakala.
Araştır.
Hayal et.
Keşfet..!!"

“Twenty years from now you will be more disappointed by the things that you didn't do than by the ones you did do.
So throw off the bowlines.
Sail away from the safe harbor.
Catch the trade winds in your sails.
Explore.
Dream.
Discover.”

Mark Twain

7/24/2007

Siirime Dair - About My Poetry


About My Poetry
I have no silver-saddled horse to ride,

no inheritance to live on,
neither riches no real-estate --
a pot of honey is all I own.
A pot of honey
red as fire!

My honey is my everything.
I guard
my riches and my real-estate--
my honey pot,
I mean --from pests of every species,
Brother, just wait...
As long as I've got honey in my pot,
bees will come to it
from
Timbuktu...

Trans. by Mutlu Konuk and Randy Blasing (1993)
Nazim Hikmet


Şiirime Dair

Ne binecek sırma pelerinli bir atım

ne bilmem nerden geliratım
ne mülküm, ne malım var.
Sade bir çanak balım var.
Rengi ateşten al

bir çanak bal
Balım herşeyim benim...
Ben
mülkümü ve malımı
yani bir çanak balımı
koruyorum haşerattan.
Bekle kardeşim bekle..
Çanağımda balım olsun,
gelir arısı
Bağdattan..

PS: Fotograf kizkardesim tarafindan cekilmistir.

7/18/2007

My new video @ YouTube

Park Slope Brooklyn New York

7/16/2007

Jersey City sunset - New Jersey



Hep Yol Almak İsterim, Hiç Duramam Yerimde,

Hep yol almak isterim, hiç duramam yerimde,
Tanığımdır dalga, o denizde titriyorsa,
Rüzgara seslenirim: gidelim! rüzgar dönse,
Dalgadadır sıra: Haydi daha uzağa!

İlerlerim, kasırga alır götürür beni...
İnsanlar, aşklarınıza dört elle sarılın,
Kapının önündeki taş sedire oturun,
Ve geçen günlerinizin arkasından bakın!

Ne mutlu evinden hiç çıkmayıp,
Her akşam aynı saatte çatının aynı
Köşesinden havalanan gece kuşunu
Tekrar tekrar izleyen kişiye ne mutlu!


(1888-97)

Fransızca'dan çeviren: Tozan ALKAN

Victor Hugo


7/03/2007

Mutluluk

Hani mutlulugun resmini yapabilirmisiniz deseler, sanirim su aralar cevabim evet olurdu. neden derseniz, pazar gunu surpriz bir telefon mesaji ile uyandim. Ailemizin ufakligi Ozi, teyzesine soyle bir mesaj birakmis:
"Dido'cugum naber nasilsin, sinavin varmis, nasil gecti diye merak ettim, seni cok seviyorum.." diye, kac kere dinledigimi bilmiyorum, birincisi sanirim yegenlerimden boyle mesajlar almaya aliskin degilim, ikincisi yasi kucuk oldugu icin Amerika'yi arayip , benim sinavimi merak etmesini tabi ki beklemiyorum. Ama bu surpriz mesaj , oyle cok ihtiyacim olan bir zamanda geldi ki..
Gectigimiz hafta meshur sinavim nedeni ile gunde 2 saat uyuyarak, tabiri caizse kutuphanede sabahlayarak gecirdigim gunler meyvasini verdi ve okuldaki en zor dersten (cogu kisi 3. kere tekrar ediyor), alinabilecek en yuksek notu aldim, yani 100 :-))
pek keyifliyim su aralar! yarin da tatil, yasasin!